Skip to main content

Posts

Gülen Bitki, Ağlayan İnsan ve Mutsuz Şehir…

Serindi hava, yaz sıcağının nasıl dehşetli olduğunu anlattıkları Adana’da. Püff dedi, milletin ağzı torba değil ki büzesin. Üstelik rüzgâr da vardı. İşinin bitmesinin ardından ayaklarını gezdirmeye şehre inmeye karar verdi. Hem nadir yakaladığı serin yaz gününün keyfini hem de görmesi gereken işleri aradan çıkaracaktı. İlk adımı attığında sokağa, havanın yağmura kesebileceğini söyledi içindeki. Kafasını kaldırdı, gök mavisinden kül rengine uzanan renk cümbüşünü seyretti. Bulutlar geliyor da geliyordu. Kaptanın “yelkenler fora “ emrini alan gemicilerin heyecanlı çabukluğunu gördü bulutlarda. Sanki bir yerlere yetişmeleri gerekiyordu. Adam sen de dedi. Yağsa ne yağacak? Muson olmadı ya mübarek! Önce postaneye uğradı, herkes sessiz sakin sırasını bekliyordu. Aynı bankadakiler gibi sıra numarasıyla çalışmaya başlamışlar dedi kendine. Görmeyeli ne kadar da değişmiş burası diye geçirdi içinden. Çekinerek, gene kuyruk çekeceğiz diye geldiği postanede sıra numarasını aldı. Yerine oturdu ve bek...

Sessiz sevda

Sevdalar hep ses çıkardılar. Öpücükleri, gülüşleri, düşleri Gözyaşları, ahları. Hep ses çıkarıp sevdiler… Ben bir kenarda Senden uzakta Ayakta Sevdamı sürüyorum, sessiz sessiz. Ne gülücükler ne öpücükler var yüzümde Ne gözyaşların ne ahların kaldı gözümde Ne sesin ne soluğun dilimde Hepsi sustular. Sessiz sevda dile geldi

Biz

Olmadık zorlamalar yaptım. Olması gereken ama yapılmayan kolaylıklardan kaçtın. Dünyaya hep bakıldığı gibi baktın, Sorgulamadın! Son toprağı sen attın. Ben öldüm hayırlı olsun...

seni anlatan birkaç kelime

Bir gün olup bir gün olmadığın günlerin bekçisiydim ben. Olmadığın günler kıymetini daha iyi anlayan bir kıymet bilmez idim. Bu kıymet bilmezliğim, seni gördüğüm günlerde aklımdan çıkıp giderdi bilinmez semalara. Sen benden gittiğinde gelirdi tekrar, beni karalara salıp. Her renk vardı üzerinde. Altınsarısından beyaza, ebruliden erguvana, firuzeden gökmavisine, kavuniçinden kiraza, lacivertten menekşeye, samansarısından turuncuya, yakuttan zifirîye, zümridîden karaya. Ben her düştüğümde, her incittiğimde bedenimi ve her incindiğinde ruhum beklemeden gelirdin yardımıma, bahanelerine aldırmadan dünyanın. Önce zedelenmiş bedenimi onarırdın. Ardından incinmiş ruhumu teskin ederdin işin çetrefiline bakmadan, geçen saatleri saymadan. "Kimler seni bu hâle getirdi?" diye sormazdın. Bilirdin, sensizlik idi beni bu hallere koyan. Bende kızacak hâl olmazdı kollarındayken. Dilim lâl idi her dem. Bilirdim, beni iyi edecek bir sen idin. Usul usul özüme bağlayan, izi bile kalmazdı...